reklam reklam reklam reklam reklam reklam BİGA TRİBÜN | KERÇ CİNAYETİNİN ARDINDAKİ GERCEKLER |
reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam reklam
  • Ana Sayfa » GÜNCEL
  • 16 Kasım 2019 - 09:58:47
KERÇ CİNAYETİNİN ARDINDAKİ GERCEKLER

reklam
KERÇ CİNAYETİNİN ARDINDAKİ GERCEKLER

21 Ocak 2019’da yerel saat ile 17.00 sularında Kerç Boğazının 15 deniz mili açığında,  Maestro ve Candy isimli, birbirlerine aborda olmuş şekilde LPG transferi yapan, aynı şirkete (Milano shipping- Türkiye’deki adıyla Mr denizcilik- sahipleri Serkan Düzgören, Erkan Düzgören,  Mustafa Aydın, Ufuk Kenar) ait, Tanzanya bayraklı iki gemide, transfer esnasında parlama meydana gelmesi sonucu denizciler kendilerini can havliyle denize atmış, her iki gemiden toplam 8 Türk denizci kurtulurken,  4 Türk denizci hipotermia (uzun süre soğuk suya maruz kalma) sonucu hayatını kaybetmiş, 4 Türk denizci ise halen kayıptır. Ayrıca 12 Hintli denizci de yaşamını yitirmiştir. Cenazesine ulaşılan 4 Türk denizcinin naaşı olaydan 8 gün sonra Türkiye’ye getirilmiştir.


Olayın ortaya çıktığı ilk saatlerden itibaren mağdur ailelere şirket yöneticilerinden taziye mesajı dahil hiçbir bilgilendirme yapılmamıştır. Hayatlarını kaybeden denizcilerin aileleri olarak kendi imkanlarımızla yaptığımız araştırmalar sonucu, söz konusu şirket ve gemilerin Amerika Ticaret bakanlığı tarafından Suriye’ye enerji kaçakçılığı yapılmasından ötürü amborga ve yaptırım listesinde (OFAC) olduklarını öğrendik- ki gemilerin açıkta böyle bir STS (Ship to ship- gemiden gemiye-) operasyon yapması bunu doğrular niteliktedir.

Gemi takip erişim sitesi olan Marine Traffic’ten bakıldığında operasyon sırasında, gemilerin Gps pozisyonlarına göre konumlarını kara istasyonlarına yansıtan bir cihaz olan AIS (Automatic Identification System)’in her iki gemide de devre dışı olduğu görülmektedir.  Bu durum IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü) kurallarının açık bir ihlali ve suç olması yanında, parlama sonucu ortaya çıkan yanıgını müteakip bölgeye giden Rus kurtarma ekibinin, olay mahalini bulamamasına ve bölgeye geç erişmesine sebep olmuştur. (Bu konu Rus basınında da gündeme gelmiş olup, deliller elimizde mevcuttur.)

Bu kaza ile ilgili mesleki/teknik ihmaller ne yazık ki bununla sınırlı değildir. Tüm gemiler için emniyetli işletme zorunluluğuna dair bir kod olan ISM (International Safety Management)’in güvenli çalışma ve seyir ortamı amacıyla düzenlenmiş birçok kuralının ihlal edildiği tarafımızdan tespit edilmiş ve bu durumun halihazırda şirketin ve gemilerin siciline işlenmiş olduğu bilgisine erişilmiştir. (Bu konu ile ilgili deliller de elimizdedir.)

Uluslararası gemi bilgi erişim sitesi olan “EQUASIS”den bakıldığında, söz konusu gemilerin daha önceki liman denetimlerinde (Port State Control) teknik yetersizlik, yangınla mücadele ekipmanlarının çalışmaması gibi birçok nedenden ötürü tutuklandığı görülmektedir. Aynı sitede, şirketin bu durumu çözmek için eksiklikleri gidermek yerine, evrak sahteciliği yaparak gemileri başka isimle sefere kaldırma yoluyla fiili bir durum yarattığı görülmektedir. (EQUASIS sitesinden alınan bu bilgiler de tarafımızda mevcuttur.)

İlaveten bu patlamadan kurtulan gemi personellerin savcılığa verdikleri yazılı ifadelerinde;  o gün Karadeniz’deki elverişsiz hava ve deniz koşulları nedeniyle transfer operasyonunun ertelenmek istendiği ancak şirketten gelen baskılar nedeniyle denizcilerin göz göre göre bu ölümcül operasyona zorlandığı bilgisi geçmektedir. Aynı ifadelerde patlamaya lpg aktarımını sağlayan transfer hortumunun sebep olduğu bilgisi bulunmaktadır. Söz konusu ifadelere göre, iki gemi arasında sürekli kullanılan bu transfer hortumunun yıpranmış ve sızıntı yapacak düzeyde hasarlı olduğu şirkete 2 senedir bildirilmesine rağmen yüksek maliyet gerekçesiyle bu hortum yenilenmemiştir.

Ayrıca yine personellerin ifadesine ve kaza anına ait görüntülere göre, iki gemi yan yana geldiğinde araya konması gereken ve sürtünme temasını engelleyen usturmaçalar(balonlar)  her iki gemide de bulunmamakta, bu gereksinim de personelin ısrarlı taleplerine rağmen yine maliyetler gerekçe gösterilerek uzun süredir temin edilmemiştir.

Bu etkenler, olaya bir iş kazasından ziyade “iş cinayeti” niteliği kazandırmaktadır.

Patlamadan kurtulan gemi personelin verdiği bilgiye göre, şirket avukatı Ender Uğur kazadan hemen sonra olayın gerçekleştiği Kırım’a gitmiş ve kurtulan personele birtakım “telkinlerde” bulunmuştur. “Transfer pompası patlak” , “Armatörü satmayın, kendi ayağınıza sıkarsınız” , “bizde para da çok çevre de” , ” aileler dava açarsa armatör ağır ceza hakimlerini ayarlayacak”  şeklindeki ifadeler bu telkinlerden(!) sadece bazılarıdır.

Vefat eden denizcilerin aileleri olarak 5 Şubat 2019 tarihinde şirket avukatı Ender Uğur  ve şirketin temsilcisi olduklarını iddia eden (daha sonra armatör olduklarını öğrendiğimiz) 3 şahısla Yalova’da yapılan toplantıda, malesef kendilerinden insani bir yaklaşım görülmemiştir. Bilgilendirici ve dürüstçe bir izahat yerine, ortaya koyduğumuz somut deliller gözardı edilmiş,  pazarlıkla varılacak bir anlaşma sonucu belirlenecek “mali karşılık” koşuluyla olayın örtbas edilmesi istenmiştir.

Çanakkale milletvekili sayın Özgür Ceylan konu ile ilgili tüm ayrıntıları belirterek 2 Mart 2019’da TBMM’de Ulaştırma Bakanlığına sözlü soru önergesi vermiş, 14 Mayıs’ta bakanlığın verdiği cevapta ise; “vefat edenlerin Türk olması sebebiyle TC devletinin bu olayla birinci dereceden ilgili devlet olmasına rağmen, gemilerin yabancı bayraklı olmasından ötürü gerekli denetimlerin yapılamadığı” bilgisi geçilmiştir.

Ulaştırma bakanlığı deniz survey yetilisi’ne ulaşan ailelere her iki geminin kaptanı ile ilgili olarak (Eralp Akat & Ozan Güleç) “kaptanlık yeterliliklerinin eğitim+tecrübe yoluyla edinilmediği, para karşılığı Tanzanya devletinden alınmış sahte bir belge” olduğu bilgisi verilmiştir. Kazadan kurtulan personel de bu bilgiyi doğrulamıştır.

Ölümlü deniz kazalarında, şirketler kazadan doğan maddi ve manevi yükümlülüklerini zorunlu P&I Clup ( Sigorta Şirketi) vasıtasıyla yerine getirirler. Ne yazık ki bu gemilerin geçerli bir sigorta şirketi de bulunmamaktadır. Türk boğazlarından transit geçişlerinde yaptıkları bildirimde gösterdikleri sözde sigorta şirketinin evrak sahteciliğinden ibaret bir düzmece olduğu ortaya çıkmıştır.

Bütün bu gelişmelerin ışığında, ailelerin avukatları aracılığı ile Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş, savcılık yaptığı inceleme neticesinde armatörlerden Serkan Düzgören ve Erkan Düzgören’in ifadesini almaya gerek görmüş ancak bu şahıslar ifade vermeye gelmemişlerdir. Şuan haklarında yakalama kararı mevcut olup, kendilerine ulaşılamamaktadır.

Şirket sahiplerinin yükümlülüklerini yerine getirmemesi, aileleri her iki gemiyi haciz yoluyla tutuklatma hakkını kullanmaya zorlamıştır. Bu merkezde ilk önce Maestro gemisi söküm için İzmir/Aliağa’ya getirilmek üzere römorkör tarafından çekilirken daha önce alınan mahkeme kararı gereği sahil güvenlik tarafından İstanbul Boğazında durdurulmuş ve Haydarpaşa limanına çekilmiştir. Candy gemisi ise, bulunduğu Kerç’ten kalkışının Novorossisyk konsolosluğu tarafından haber verilmemesi nedeniyle önceden mahkeme kararı çıkartmaya vakit bulunamamasından ötürü Türk boğazlarında müdahale edilemeden geçiş yapmış,  ancak nihayetinde Aliağa varışı müteakip söküme girmeden hemen önce haciz edilerek tutuklatılmıştır. Her iki gemiyi çeken Feras römorkörü takip edilememesi için seyir süresince Ais cihazını kapatmıştır.

Öte yandan, Candy gemisini tutuklanmadan önce satın aldığını iddia eden “Şimşekler Gıda Gemi Sökümü” isimli tersane, söz konusu haciz kararlarının bozulması için dava açmıştır. Dava dilekçesinde geminin patlamadan dolayı gemi vasfını yitirdiği iddia edilerek haciz kararının haksız olduğu ve kaldırılması gerektiği, ayrıca acılı ailelerin mahkemenin belirleyeceği oranda teminat ödemeye mahkum edilmesi istenmiştir. Oysa Türk Ticaret Kanunun 931. maddesi “yüzen, hareket edebilen her deniz taşıtının (kendi kendine yüzebilmesi ile dışardan bir unusurla yürütülmesi hususu arasında fark olmaksızın) gemi vasfını koruduğunu açıkça belirtmektedir.  Yine Türk Ticaret Kanunun 1320/a maddesine göre ödenmesi gereken teminatın, 1363/3 maddesi gereği alacaklılar için bir “muafiyet” hakkı tanıdığı açıktır.  Ayrıca söz konusu mahkeme tebligatında, bu kazada evladını, kardeşini kaybeden ailelerin kötü niyetli olmakla suçlanması bizce hukuk ve insanlık adına utanç ve ibret verici bir durumdur.

Üzerinden 10 ay geçen bir iş cinayetinin yaralarının sarılamamış olması 2 Mart 2019’da Ulaştırma Bakanlığına önerge veren Çanakkale Milletvekili sayın Özgür Ceylan’ı durumun takipçiliğini yapmaya zorlamış ve 14 Kasım 2019 tarihinde TBMM’de birkez daha konu hakkında önerge konuşması yapmıştır.

Acılı ailelerin yargı hakkını sorgulayan, onları haksız ve ölçüsüz bir üslupla kötüleyen ve gemi sahipleriyle yakın ilişkiler içinde olduğu herkesçe malum olan tersane sahiplerinin açtığı söz konusu mahkeme 27 Kasım’da İzmir’de görülecektir.

Aileler olarak, devletin yüksek hakim ve savcılarını satın alarak mahkemede istediği doğrultuda sonuç alacaklarını iddia edenlere en sağlam dersin, yargı mensuplarının vereceği adil ve hukuka uygun kararlar olacağını düşünüyoruz.

 

 

 

  • Etiketler
  • Yorumla





Gemici
Gemici
reklam
reklam
reklam
reklam
reklam
reklam
reklam
reklam
reklam
reklam
reklam
reklam
reklam
reklam
reklam
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz
error: Content is protected !!